deprem korkusu fobisi 6 şubat deprem

6 Şubat'ın Ardından 3 Yıl: Deprem Korkusuyla Değil, Farkındalıkla Yaşamak

6 Şubat depreminin üzerinden tam tamına 3 kocaman yıl geçti ama sanki hala dün gibi. O gün duran tek şey yıkıntılarda pili çıkmış saatler değildi, hayatlarımızda da bir şeyler o gün koptu ve saatlerde asılı kaldı hala. Üstelik bu tarih, sadece depremi bölgede birebir yaşayanlar için değil, ekranları başında çaresizce izleyenler veya geçmişte benzer büyük depremleri yaşamış olanlarımız için de sarsıcı bir dönüm noktası oldu.

Acılarımızı, kayıplarımızı, korkularımızı bir günde unutmamız zaten hayatın olağan akışına aykırıdır. Yas yaşanmayı bekler. Önemli olan, yasımızın hayatı yaşayabilme becerilerimizin önüne geçmemesini sağlayabilmek, dengede tutabilmektir. Bunu yapamadığımız noktada profesyonel destek almamız gerekir.
Bugünkü yazımızda; 6 Şubat’ın bizde bıraktığı izlerden yola çıkarak, deprem gerçeğinin psikolojimizi nasıl etkilediğini ve bu korkuyla baş ederek hayata nasıl daha sağlam tutunabileceğimizi ele aldık.


6 Şubat ve Yıldönümünde Tetiklenen Duygular


6 Şubat depreminin sanki henüz dün yaşanmış gibi hissettiriyor olması çok insancıl ve doğal bir durum. Ortada; depremin gerçekten çok büyük çapta zarar vermiş olması, kayıplar doğurmuş olması, kimilerinin uzuvlarını, kimilerinin umutlarını, kimilerinin sevdiklerini, kimilerinin sahip olduğu tüm varlığını, kimilerinin ekmek teknesini, kimilerinin mental sağlığını kaybetmiş olması gibi çok ağır bir gerçeklik var. Deprem, yaşattıkları ve hissettirdikleri tümüyle gerçekti, hayal ürünü, tahmin, öngörü veya okumuş olduğumuz bir kurgu değildi. Bunu bu kadar ağır yapan da zaten gerçekten yaşanmış olması.

Herhangi bir kayıp veya korku yaşadığımızda o ilk anda yaşadığımız duygular şaşkınlığımızın gölgesinde kalır. Evet üzülürüz, ağlarız, belki bağırırız, bir şekilde belki dışa vurduğumuzu zannederiz ama aslında yaşadığımız o üzüntü henüz sadece o ana kadar idrak edebildiğimiz kadarıyladır. Mesela birini kaybettiğimizde onun artık var olmayacak olması ile başa çıkmaya çalışırız, olmasını tam da isteyeceğimiz ama olmayacağı anlar yaşandıkça da devamı gelir, onunla paylaşmak isteyeceğimiz şeyler yaşandıkça orada olmayışı daha gerçek bir hal alır, üzerine özlem de artık dahildir, başta başa çıkabilmemize sebep olmuş olan unsurlar artık yeterli değildir çünkü o geri gelmeyecektir. Geri gelmeyeceğini artık görmüşüzdür.

Deprem de böyledir. Gördüğümüzden ibaret olduğunu zannederiz başta. Belki bir enkazda kaldık, başlangıçta sadece kendi evimizin yıkılmış olduğunu düşünüp bunun şokunu yaşarız, oradan çıktıktan sonra etrafa bakıp başka evlerin de yıkıldığını görüp mahallemize şaşırırız, sonra o binalarda kaybettiğimiz insanlar aklımıza gelir, kurtarabildiklerimiz, kurtaramadıklarımız, o güne dek sahip olduğumuz tüm eşyalarımız, sonra medyada olayın mahallemizden ibaret olmadığını ve boyutlarını görürüz, apokaliptik bir film gibi gelir tüm yaşananlar. Isınmak, barınmak, doymak, acıyla yaşamaya devam etmek zorunda olmak, ne kadar ne kaybettiğimizi henüz tam bilmiyor olmak, hayatımızın o andan sonrasının da yaşanacak olduğunu biliyor olmak ve bir an önce ihtiyaçlarımızı karşılamaya başlayacak olmak, acılarımız ve kafa karışıklığımızın çalışıp hayatımızı devam ettirmeye engel olmamasını sağlamaya çalışmak derken; o kadar çok şey bastırırız ki içimizde, bunlar tetikleyicilerle zaten hep bastırılmakta oldukları o yerlerden fışkırıverirler. Ve bu normaldir.

Depremin yıldönümü, kaybettiğimiz insanların ölüm yıldönümleri ve doğum günleri, telefon rehberimizde kalan numaraları, onlardan geriye kalmış olan sosyal medya hesapları ve daha sayılabilecek yüzlerce şey; hayata devam edebilmemiz için bastırmak zorunda kaldığımız acılarımızı bize hatırlatan tetikleyicilerdir. 

Bir gün tamamen unutacak olmaktan korkar bir yanımız, bir yanımızsa her hatırladığımızda aynı şekilde yıkılacak olmaktan.

Depremde Hayatta Kalmış Olanların, Kaybettikleri Sevdiklerine Karşı Hissettikleri Suçluluk

 

Yas yaşanmayı bekler. O kadar çok şey üst üste gelir ki böyle anlarda, her biri için onu detaylıca idrak edecek, o acımızı yaşayacak, onu kabullenecek ve bununla ilgili bir şeyler yapacak alanı bulamayız. Yas üzerinde çalışabilmek için zaten üzerinden en az 6 ay geçmesi beklenir ki; insan önce gerçekten kaybının idrakına varmış olsun. Çünkü depremin ertesi günü, bir sonraki haftası, ay dönümü veya bir mevsim sonrasında kişi hala bu acıya etraflıca bakmış olamaz. Onu tanımış olamaz. 

Kişi böylesi bir felakette sağ kaldıktan hemen sonra şokunu atlatıp, acısının büyüklüğünü kavrayamaz. Kendisinin neyin içinden çıkmış olduğunu bile kavramakta zorlanan biri, yitirdiklerini, uğradığı zararları, yeniden toparlanmanın ne kadar zaman ve ne kadar emek isteyeceğini bilemez. Depremden sağ çıkmış birisi için kendisinin kurtulduğu o felakette onca  sevdiğini yitirmişken nerede barınacağının derdine düşmek küfür gibi gelir. Yeni bir iş bulmak, taşınmak veya yeniden eşyalar almak için para kazanacağının hesabını yapmaya başlamak; kurtulduğu o felakette yitirdiği insanlara karşı haksızlık etmekmiş gibi hissedebilir. Ancak üzerinden vakit geçip, hayatın akışına kendisini kaptırıp, acısını kavrayıp, hayatına devam etmeye başladığında artık yas üzerine konuşmak sağlıklıdır onunla. 

Hissedilen bu suçluluk veya borçlanmışlık hissi insancıldır ve normaldir, ancak şunu bilmek gerekir ki depremde ölecek insan sayısı bir iş yerindeki veya okuldaki kontenjan gibi sınırlı değildiKendisi sağ kalarak başka birinin hayatta kalma şansını elinden almadı kimse. Kimse başkası hayatta kaldığı için ölmedi, kimse kimsenin yerine yaşıyor değil. Eğer sevdikleriniz hayatını kaybettiği halde siz hayattasınız diye içinizde bir suçluluk varsa lütfen artık bu hissi hayatınızın daha da ilerisine taşımayın. 

Üzerinden 3 yıl geçtiği ve yıllarca düşünme fırsatımız olduğu için çok uzunmuş gibi geliyor ancak deprem çok hızlıca olup bitti ve tüm o yıkılan binalar ve kayıplarımız bir anda oldu. Durup plan yapacak, ‘kendimi kurtarırsam ona yetişemem’ diyecek ve bir seçim yapacak zamanımız yoktu, henüz deprem olmakta olduğunu bile anlayamadan başladı yıkım. Kimseyi kurtarmamayı veya kimse yerine kendiniz hayatta kalmış olmayı seçmediniz. Seçmiş olsanız dahi; bu yine sağlıksız bir karar olmazdı. Her birimizde ve hatta tüm canlılarda hayatta kalma dürtüsü vardır ve bu sağlıklı olandır. 

 

 

Deprem Korkusu ile Yaşamak

Deprem korkusu ile başa çıkmanın nasıl mümkün olacağı merakı özellikle de böyle yıldönümlerinde hemen herkesin merak ettiği bir durum. Deprem korkusu ile başa çıkmanın yollarını konuşmadan önce değinmek istediğim bir şey var; korkmak iyidir. Korkularımız bizleri korur ve hayatta tutar. Korkular, hayatlarımızı normal bir şekilde yaşayabilmemize engel olmaya başladıkları noktada profesyonel destek gerektirir.

Bilinçaltımız bizleri hayatta tutmak üzere çalışır. Bu yaşayan her canlıda bu şekilde çalışır. Küçücük bir bebekte bile, elinin içine dokunulduğunda parmaklarını kapama refleksi veya düşüyor olduğunu zannettiğinde kollarını iki yana açma refleksi vardır. Doğadaki primatlarda da, annelerinin tüylerine tutunarak yolculuk yapan, annesi koşarken düşmemek için boynuna daha sıkı sarılıp tüylerinden tutunan yavrularda vardır bu refleksler. Eline bir şey değdiğinde oraya tutunabileceğini düşünür ve parmaklarını kapatır. Bu onu düşmekten korur. 

Kimilerimiz karanlıktan korkar, orada neler olduğunu göremediği ve gelebilecek tehlikelerin farkında olmayacağı düşüncesi yüzünden. Kimilerimiz yatağın altında saklanabilecek gece canavarlarından korkar ve yatmadan eğilip oranın boş olduğunu görme arzusu duyarız. Kimilerimiz yolculuk yapmaktan korkarız, çünkü yol bilinmezdir, kaza yapmamız mümkün olabilir veya kaybolabiliriz. Yüksekten korkabiliriz, çünkü düşmek ölümcüldür, böcekten korkabiliriz çünkü ısırılırsak canımız çok yanabilir veya zehirlenebiliriz. Denizden korkabiliriz, çünkü suda boğulmak diye bir gerçek var ve bunu biliyoruz ve başımıza gelmesini istemiyoruz. Daha yüzlerce, binlerce korku türü sayabilirim burada. Ama hepsinin temeli aynıdır; zarar görebileceğimize inanmak. 

Hayatta kalmak isteği çok güçlüdür. Reflekslerimiz bizleri hayatta tutmak üzere otomatik çalışır. Deprem öyle bir felakettir ki, içinde korkulabilecek bir çok farklı senaryo barındırır. Yalnızca evimizin yıkılacağından değil, ölmekten, sevdiklerimizi kaybetmekten, haber alamamaktan, haber verememekten, tüm düzenimizi kaybetmekten, sakat kalmaktan, tek başımıza kalmaktan ve daha birsürü şeyden aynı anda korkarız. Ama depremden korkmak eğer hayatı normal seyrinde yaşıyor olmamızın önüne geçiyorsa profesyonel psikolojik destek almalıyız.

Bunun dışında, hayatımızın çok da önüne geçmeyen ve normal yaşantımızı devam ettirmemize olanak sağlayan deprem korkusu için konuşacak olursak; 

  • Korkumuzun doğal olduğunu kabul etmekle ve bu korkuyu göz ardı etmek yerine misafir etmekle başlamalıyız. Evet korkuyoruz, çünkü deprem korkulacak bir şey. Depremin varlığı da, yıkımı da bir gerçek ve bunun farkında olmamız iyi bir şey. 
  • Bastırmaya çalıştığımız her duygu, korku da buna dahil; ilk fırsatta yeniden karşımıza çıkar ve çözüm ister. Korkularımız güvende olduğumuzdan emin olmayı bekler. 

    O halde, depremden korkmakta olduğumuzu fark ettiğimizde bir bakalım, o an bundan korkmak ve oturup etraflıca düşünmek için koşullarımız uygun mu, müsait bir yerde miyiz ve vaktimiz var mı? Hayırsa, ‘bunun üzerine düşüneceğim’ diyelim ve gerçekten planlarımızı gözden geçirip kendimize endişelenmek için bir randevu verelim

    ‘Pazartesi olmaz çok işim var ama salı günü saat 15:00’ten sonra müsait olacağım, ve depremle ilgili olarak bu zamanda düşüneceğim’ diye planlayalım ve bu konuda kendimizi kandırmayalım. Gerçekten bunu düşünebileceğimiz bir zaman yaratacağımız gün ve saati bulalım ve bunu gerçekten planlayalım, gerçekten o zaman geldiğinde yalnız kalalım ve kağıt ve kalem ile oturalım.

  • Deprem üzerine düşünmek ve endişelenmek için kendimize verdiğimiz gün ve saat geldiğinde kalemi alıp yazalım, depremden neden korkuyorum? Neler olabilir? Deprem konusunda hangi noktalarda hazırlıksızım? Bu konuda neler yapabilirim? Bu yapabileceklerimi ne zaman yapabilirim? 
  • Aklımıza gelen tüm soruları kendimize sorduktan sonra yeni bir kağıt alıp cevap vermeye başlayalım. Mesela hatların kesilmesinden ve habersiz kalmaktan mı korkuyoruz? Enkaz altında kalırsak duyulmamaktan mı korkuyoruz? Siren veya düdük sesi gibi bir telefon uygulaması var mı? Varsa yükleyelim. Ondan korkuyor olmak orada durur. 

    Enkazda kalmaz ama hatlar çekmeyeceği için sevdiklerimizle buluşamayız diye mi korkuyoruz? Araç bulamasak bile ulaşabileceğimiz güvenli bir yer belirleyebiliriz. Orada buluşmayı umduğumuz kişilere bunu söyleyebiliriz ‘olur da deprem olur ve birbirimize ulaşamazsak şurada buluşalım’ dersek bu konuda endişelenmeyi durdurur zihnimiz, çünkü çözüm bulmuş olur. 

    Bazen şehir içinde operatörler hatların fazla kullanımından dolayı belki sorun yaratıyor olabilirse, başka bölgeden bir ortak tanıdık belirleyelim. Mesela aynı bölgede yaşadığımız ve olası bir depremde  buluşmaya çalıştığımız kişiye diyelim ki ‘uzakta yaşayan şu tanıdığımıza ulaşmaya çalışalım. Ona mail gönderelim veya mesaj yazalım, hepimiz ona nerede ve ne durumda olduğumuzu bildirelim ve birbirimize ulaşmaya çalışmak yerine o kişiden haber alalım. Biz internete giremesek de o takip edebilir ve bizi yönlendirebilir. Biz ona ulaşalım, gitmeye çalıştığımız ve buluşacağımız yer de orası olsun’. 

    Eğer böyle bir planlama yaparsak, ayrı ayrı herkese ulaşmaya çalışmaz ve tek bir kişi üzerinden birbirimiz hakkındaki haberleri alırız ve bu kişi depremden uzakta olacağından hatların daha az yoğun olacağı bir yerde olur ve ona ulaşmak birbirimize ulaşmaktan daha kolay olur. Bunu çözmemizle beraber beynimiz bunun için endişelenmeyi bırakır.

  • Binamızı inceleyebiliriz, güvenmiyorsak taşınma durumumuzu gerçekçi bir şekilde gözden geçirebiliriz, belediye veya özel şirketlerden binamızı kontrol etmelerini isteyebiliriz. Bunu yapmak üzere bir plan yapabiliriz. Bunu planladığımızda, bunu gerçekleştireceğimiz zamana kadar beynimiz bize bunu hatırlatmaya çalışmayı keser ve planladığımız zamanı bekler.
  • Acil durum çantası, evde yakalanırsak nerede duracağımızın planı, iş yerimizde veya günümüzü geçirdiğimiz yerde olası bir kaçış noktası gibi detayları belirleyebiliriz. 
  • Güvenli olduğunu düşündüğümüz yerlerde yedek kaçış çantaları bırakabiliriz. Bu arabamızın bagajı, iş yerimizdeki kilitli dolap, müstakil bahçeli evi olan güvenilir bir tanıdığın evi veya aklınıza gelecek herhangi güvenli başka bir yer olabilir. Yedek ve rahat bir kıyafet, rahat bir spor ayakkabı, biraz nakit para, paketli gıda, hijyen malzemeleri, kullandığımız ilaçlar, ilkyardım malzemeleri, kağıt ve kalem (şarjlı aletlerinizin pilleri bittiğinde not almanız gerekebilecek şeyleri yazabilmeniz için), toz gözlüğü, makas gibi ve sizin aklınıza gelebilecek şeylerin yer aldığı bu çantaları birkaç yere bırakmak bile beyninize ‘nerede yakalanırsam oraya en yakın olan çantama ulaşırım’ sinyalini gönderebilir. 
  • Tetikleyicilerimizi düşünüp bir liste haline getirebiliriz. Mesela yitirdiğimiz birinin hatırası bizi tetikliyor olabilir. Bu akrabamızın ölüm yıldönümü ve doğum günleri gibi zamanlarda ortak tanıdıklarımız onunla alakalı paylaşımlar yapabilir ve bunları görebiliriz. Bu durumda yitirdiğimiz kişinin özel günlerinde daha izole kalmaya çalışabiliriz. Deprem yıldönümleri deprem korkumuzu arşa çıkarır. Bu günlerde sosyal medya detoksu yapabiliriz. 
  • Depremden korkan, depremden zarar görmüş, depremden beri yas tutmakta olan insanlarla bir araya geleceğimiz bir rutin yaratabiliriz. Kolektif olarak üzülmek, ağlamak ve korkmak için bir alan yaratmak bizi bu konuda rahatlatır. Eğer beynimiz, iki hafta sonra çarşamba günü zaten bunun hakkında konuşacağımızı, bu konuda fikirler paylaşacağımızı ve bunun için ağlayacağımızı bilirse bunları yapmamız için bize sinyaller göndermeyi bırakır. Olur da planlanan gün dışında buna üzüldüğümüzü veya bununla alakalı korktuğumuzu hissedersek kendimize şunu diyebiliriz ‘hayır şuan buna üzülmek için çok müsait değilim, ama iki hafta sonra çarşamba günü buna iki saat boyunca dolu dolu üzüleceğim ve içimde bastırdığım şeyleri rahatça anlatabileceğim’.
  • Rutinler oluşturmak ve bu rutinlere sadık kalmak beynimize iyi olduğumuz haberini verir. Çocuklarda bile bu böyledir. Evde belki bilmediği ve duymadığı çok acılar konuşuluyor, belki de bildiği tüm düzen değişmek üzere bile olsa eğer her sabah aynı saatlerde aynı şekilde kahvaltısını yapmaya devam ediyor, aynı yatma öncesi ritüelleri izleniyor, acıyan yerinden öpülüyor, annesi ile veya babası ile yapmaya alışık olduğu şeyleri yapmaya devam ediyor ve hiç sevmese bile yatağını toplamak zorunda kalıyor ve okula gitmek üzere çıkarken aynı şekilde uğurlanıyorsa, güvende olduğunu hisseder.
  • Kaç yaşımızda olursak olalım beynimiz bu şekilde çalışır. Yaşadığımız travma öncesinde kimdik, neler yapardık? Bunları cevaplandırmamız gerek. 

    ‘Ben sabahları kalkınca kahve içmeyi severim, gün içinde fırsat yakaladığımda duygu günlüğü tutarım, günde yarım saat kulaklıkla müzik dinleyerek yürürüm, duştayken dişlerimi fırçalarım, yatmadan önce yüzüme bakım yapmayı severim, uyumadan önce kitap okurum veya mutlaka bir bölüm dizi izlerim, yatarken saçlarımı örerim, işe giderken sesli kitap dinlerim, telefonla konuşurken minik çöp adamlar çizerim.’ gibi kendimize özgü cevaplarımız olacaktır. 
    Kendimize dair bu ipuçlarını bilmeli ve kendimize iyi gelecek bu özelliklerimize sıkı sıkı sarılmalıyız. Çünkü beynimiz, korkunç bir depremden sağ çıkmış ama güvenli bir bölgeye ulaşmış olduğumuzda da, en sevdiğimiz arkadaşımızla yolları ayırdığımızda da, sevdiğimiz birinin kaybına çok üzüldüğümüzde de, eşimizden ayrılsak veya işimizden atılsak da; rutinlerimiz devam ettiği sürece panik durumuna geçmez, ‘Evet çok kötü şeyler yaşandı ama ben iyiyim’ diye düşünür.

 

 

Eğer tüm bu çabalara rağmen yasınız hafiflemiyor, korkularınız kabusa dönüşüyorsa yalnız değilsiniz. PsikologOfisi olarak, travma ve yas sürecinde uzman psikologlarımızla yanınızdayız. İyi olmak zaman alır, ama mümkündür.

Yazar
Avatar
Eren Artun ErgülPsikolog7 Şubat 2026
0/1500
Yorumlar

Henüz yorum yapılmadı

Henüz yorum yapılmadı