İletişim: [email protected]
logo
psikologofisi.com destek
psikologofisi.com

Corona (COVID-19) virüsü çalışanların ve şirketlerin performansını nasıl etkileyebilir?

2019’un sonlarında Çin’de başlayıp, gün geçtikçe son derece hızlı bir şekilde yayılan ve şu an tüm dünyanın başta sağlık, ekonomi ve sosyal hayat olmak üzere, birçok açıdan kriz yaşamasına neden olan virüsün adı Corona, nam-ı diğer COVID-19.  

Henüz mart ayında ülkemizde ilk kez varlığına rastlanmış olsa da bu kısa süre içerisinde birçok insanın hayatının çeşitli açılardan dramatik değişikliklere maruz kaldığı söylenebilir. Başta okulların tatil edilmesi, birçok iş yerinin evden çalışma prensibine yönelmesi, sosyal hayat için kilit önemde sayılabilecek aktivite ve yeme içme mekânlarının kapatılması ve son olarak yüksek risk grubundaki insanlara sokağa çıkma yasağı getirilmesi bu değişikliklerin en somut örneklerinden.

Bu düzenlemelerin ve ek olarak gerek yetkili kişilerin gerekse sosyal medyada başlatılan ‘#EvdeKal’ kampanyasının sonucu olarak Türkiye’de, özellikle de İstanbul’da yaşayan birçok kişinin tüm vaktini evde, fiziksel sosyal temastan uzak yahut kısıtlı geçirdiğini söylemek mümkün. Bu karantina hâlinin, virüsün insan üzerindeki fiziksel etkinin yanı sıra, bireyler üzerinde kısa ve uzun vadede strese bağlı kimi ruhsal sorunlara sebep olabileceğini kolaylıkla öngörebiliriz. 

Karantina sürecinin özgürlüğün kısıtlanması, sevdiklerinden uzak kalma, can sıkıntısı, kriz boyutunu alan hastalık süreci hakkındaki belirsizliklere tahammül çabası vs. gibi sıralanabilecek birçok olumsuz yanları vardır. Bu anlamda, Brooks ve ark. karantina sürecinin toplumsal sağlık açısından potansiyel faydalarına ek olarak, olası psikolojik maliyetleri konusunda bizleri uyarıyor. SARS, Ebola, H1N1 başta olmak üzere benzer standartlarda ve benzer krizlere sebep olan hastalıklarla ilgili yapılan araştırmaları baz alarak gerçekleştirilmiş bu çalışma; yoğun öfke problemlerinden, intihara kadar olası çeşitli olumsuz sonuçlardan bahsediyor.

Virüsün bulaşması, bireyin kendinin ve/veya sevdiklerinin zarar görme ihtimalinin yarattığı kaygı ve endişelere ek olarak, sürecin belirsizliğinin ve kişiyi birçok açıdan kısıtlayan karantina uygulamalarının; birey ruh sağlığı için ciddi bir tehdit olduğunu söylemek mümkün. Bu riskler kısa vadede; uyku problemleri, obsesif bozukluklar, kaygı bozuklukları vs. gibi sıralanabilirken bunlara ek olarak uzun vadede; depresyon, travma sonrası stres bozukluğu gibi rahatsızlıklar en yaygın örnekler olarak verilebilir

Mevcut sağlık krizinin ve karantina uygulamasının ruh sağlığı üzerindeki olumsuz etkilerini temel olarak; kaygı ve depresif bozukluklar çerçevesinden değerlendirmek mümkün. Buna göre, iş yerlerinden ayrılarak sadece evde çalışmak durumunda kalan şirket çalışanlarının da bu süreçte benzer psikolojik risk altında olduklarını söyleyebiliriz.

Depresyon ve anksiyetenin (kaygı) çalışanlar üzerindeki başlıca etkilerini ise; uyku problemleri, dikkat ve konsantrasyon sorunları, iş performansında düşüş, iş arkadaşları yahut iş verenleriyle ilişkisel problemler ve öğrenmekte güçlük olarak sıralayabiliriz.

Dünya Sağlık Örgütü’nün (2019) sonuçlarına göre, depresyon ve anksiyetenin ekonomik etkileri azımsanmayacak derecede büyük. Buna göre, küresel ekonomiye tahmini maliyeti ve verimlilikteki kaybı ortalama 1 trilyon dolar olarak belirtilir. Bu sonuca çözüm önerisi olarak, şirketlerin ruh sağlığı anlamında destek alması verilmektedir. Bunun şirket içi üretkenliğe fayda sağlamasının yanı sıra, ruh sağlığı alanında alınacak tedavilere verilen her 1 dolar için, iyileştirilmiş sağlık ve üretkenlik, dolayısıyla kâr anlamında 4 dolar geri dönüşü ön görülmektedir  

Global Hastalık Yükü Araştırması'na göre depresif bozukluklar üretkenlik kaybı ile ilişkili, en yüksek maliyetli kulvarlardan birindedir. Buna göre Avrupa Birliği’ndeki toplam depresyon maliyeti yılda 118 milyar Euro iken, bunun %64’ü verimlilik kayıplarından kaynaklanmaktadır

Mevcut sağlık krizinin, öncelikle ülke ve toplum bazında, sonra ise birey ve şirket çalışanları açısından değerlendirilmesine baktığımızda; birçok gerçekçi ve yüksek potansiyelli risklerle karşılaşmaktayız. Buna göre süreç içinde alınacak her önlemin kısa dönemde önleyici müdahale etkisine ek olarak, uzun dönemde olası büyük psikolojik ve ekonomik zararların önüne geçilmesinde kritik rol oynadığını söyleyebiliriz.

Kaynaklar

1.Bai ve ark., 2009; Liu ve ark., 2012; Sprang ve Silman, 2013; Taylor ve ark. 2008

2. ADAA, 2006; Ivandic ve ark. 2017; Bai ve ark. 2004

3. WHO, 2019

4. Ivandic ve ark., 2017

Tarih : 28.03.2020
Yazar :

Psikolog

Amine Güzel

Kullanıcı Yorumları

Kullanıcı Yorumları

Bu sayfada yer alan yorumlar, ilgili uzmanın doğrudan veya dolaylı talebi ve/veya ricası olmaksızın, ilgili kişi tarafından bağımsız olarak yazılmaktadır. Psikologofisi.com'un temel amacı psikoloji alanında halkın bilinçlenmesini sağlamaktır. Psikologofisi.com bir başvuru hizmeti değildir ve herhangi bir Sağlık Hizmeti Sağlayıcısını tavsiye etmemektedir veya desteklememektedir.


Bir dakikada
psikoloğa bağlanın