ebeveyn ölümünün psikolojiye etkisi

Ebeveyn Kaybı

İçindekiler


Ebeveynini kaybetmek kaç yaşında olursa olsun insan için dayanılması zor acılardandır. Kişinin ebeveyni ile olan ilişkisi durumu daha zor hale getirebilir ya da nispeten kolaylık sağlayabilir. Yazımızda farklı durumlarda kişinin ebeveynini kaybetmesi hallerini inceleyeceğiz.

Annenin ölümünün psikolojiye etkisi

Aile, bir sistemdir, bir düzendir ve bir bütündür. Ailedeki her birey bir tuğladır ve bir tane tuğlanın kaybı diğer tüm tuğlaların da yıkımına neden olur, düzenini bozar, yerlerini değiştirir. Yani ailede birinin kaybı, diğer bireyler üzerinde birbirlerinden farklı olabilecek şekilde değişimler meydana getirir ve diğer aile bireylerine kaybedilen kişinin rolleri dağılır. Ölüm karşısında bireylerde ve çocuklarda belirli tepkiler görülebilir ve belirli belirtiler göstermek yas sürecinin bir parçasıdır. Bu belirtiler fiziksel, duygusal, bilişsel ya da davranışsal olabilmektedir. Ölüm karşısında şok, kaygı vs. duygular kişiyi ele geçirebilir; fizyolojik olarak da etkilenip uykusuzluk, kusma, kilo kaybı, karın ağrısı, nefes darlığı gibi sorunlar oluşturabilir; birey, davranışsal olarak ölen kişiyi her gece rüyasında görebilir ya da sürekli olarak ölen kişiyi, onunla ilgili anılarını düşünebilir. Yas karşısında tüm bu belirtiler normal görülmektedir fakat artık kişiye zarar verecek düzeye gelen belirtiler normal yas sürecinin dışına çıkıp kişiye zarar verebilmektedir.

Anne; çocuğun hayatında yaşam boyunca koşulsuz sevgi veren, bakımını sağlayan, her türlü ihtiyacını gideren ve her yönüyle ilgilenen, sonsuz güven gösteren ve her sorununda destek olan bir figürandır. Anne figüranının olmadığı durumda bebek, çocuk, yetişkin dönemleri fark etmeksizin birey, tüm bunlardan mahrum kalacaktır. Sevgisiz ve ilgisiz kalan birey, yalnızlık psikolojisine girebilmekte ve kendilerini bu kayıp sonrasında yalnız hissedilmektedir. Sorunlarında başvurduğu bir numara olan annenin artık olmaması hayatın geri kalanı hakkında endişeye, anksiyeteye sebep olabilmektedir. Anne ölümü, belki de başa gelebilecek en büyük yıkım sebebi olabilmektedir. Annesini kaybetmiş olmak hem fiziksel hem duygusal hem de psikolojik etkilere neden olmaktadır. Psikoloji, travmanın yıkıcı etkileri karşısında oldukça değişebilmekte, korunabilmekte ya da bozulabilmektedir ve anne ölümü de bireylerde genellikle oldukça yıkıcı etki bırakan travmalardan bir tanesidir. Anne ölümü sonrası depresyon oldukça sık görülen bir psikolojik rahatsızlıktır. 

Çocuklukta annenin ölümü

Çocuklukta kaybedilen ebeveyn, yetişkinliğe göre daha farklı tepkilerle kendini gösterir. Büyük bir travma olan ölüm, çocuğun bu durumu kişiselleştirmesine ve içselleştirmesine yol açabilir ve bunun sonucu olarak da duygusal ya da fiziksel açıdan çöküntü görülebilir. Bunun yanı sıra ölüm karşısında savunma mekanizması olarak çocukta hiçbir şey olmamış gibi davranma durumu da görülebilir ve bu da travma karşısında görülebilen ve doğal sayılan belirtilerdendir. Çocuklar, ölüm karşısında duygularını ve üzüntülerini dile getirmekte ve anlamakta güçlük çekebilirler. 

Üç ay ve üç yaş arası çocukların ebeveyn ölümüne tepkileri genellikle üç evreden oluşmaktadır. İlk evrede acı ve öfke hakimdir. Çocuk, annesini ister, ağlayabilir ve başkalarının elinden bir şey gelmez. Bu evreden sonra umutsuzluk devreye girer ve ikinci evre umutsuzluk evresidir. Çocuğun, annesinin döneceğine veya dönme ihtimaline dair umudu kalmamıştır ve dışarıyla iletişim kurmayı bu evrede artırmaya başlamıştır. Son evre ise artık bağların kopma noktasına geldiği evredir ve çocuk, annesini bu evrede unutmaya başlar.

Beş yaşından önceki çocuklarda ise ölümün geri döndürülebilen bir kavram olduğuna dair inançları olabilmektedir ve ölen annesinin geri dönme hayaliyle, umuduyla yaşama devam etme durumu görülmektedir. Ölümü, insanların ve kendilerinin elinde olduğu bir şey olarak düşünür. Ölümün geri döndürelemez bir şey olduğunu kavrayamaz ve annesinin kendisinden tamamen koptuğuna inanmaz. Yapılan çalışmalarla da beş yaşına giren çocukların artık ölümü kavrayabildikleri, ölen kişinin geri dönmeyeceğini anlayabildikleri söylenmiştir. Bu yüzden dolayı okul döneminde çocuklar ölüm kavramını bilir ve tanırlar. Okul çağında anne ölümü yaşayan çocuklarda okul başarısında düşme, uyku problemleri, hayata küsme, huzursuzluk gibi fiziksel sıkıntılar ve beraberinde depresyon, anksiyete, yeni fobiler gibi psikolojik sıkıntılar da ortaya çıkabilmektedir.

Ergenlik dönemine gelindiğinde ise yaşanılan kayıp, ergenliğin getirdiği düşünceler ve asi ruh halleriyle beraber yaşanmaktadır. Özgür ve güçlü olma düşüncesinin hakim olduğu ergenlik döneminde çocuklar, güçlü görünmek için takmıyormuş ve umursamıyormuş gibi davranma eğilimi gösterebilirler. Genel olarak insan içinde ve günün normal saatlerinde umursamaz şekillerde hayata devam ettikleri fakat yalnız kalınan sürelerde yoğun şekilde üzüntü yaşadıkları gözlenmektedir. Bunun yanı sıra ergenliğin getirmiş olduğu duyguları uçlarda yaşama durumuyla çocuklarda aşırı üzüntüye kapılma hali ve aşırı depresif belirtiler de sık görülmüştür.

Her şeyin yanında anne ölümü, çocukların ihtiyaçlarının aksamasına, anne sevgisinden eksik büyümelerine ve çocukluk dönemimin gerektirdiği ilginin eksik kalmasına yol açmaktadır. Tüm bu eksiklikler de çocuğun zihinsel, fiziksel, ruhsal ve psikolojik gelişimini etkilemektedir. Zeka geriliği, hareketsizlik, sürekli uyku hali ya da uykusuzluk gibi fiziksel belirtiler verir. Çocuk, üzüntüden dolayı fizyolojik olarak da hasta olabilmektedir. Ateşlenme gibi basit bir hastalıktan kanser gibi ciddi bir hastalığa kadar geniş bir yelpazeye neden olabilir. Tüm bunların yanında en çok duygusal ve psikolojik açıdan yaralayıcı olmaktadır. Çocukların yetişkinlik döneminde sevmeyi ve sevilmeyi bilmeme, yalnız hissetme, depresyon, anksiyete ve fobi gibi belirtiler gösterebilmektedir. Tüm bu sıkıntılara neden olan ölüm travmasından sonra doğru adımlarla ilerlenmeli, yas süreci iyi yönetilmeli ve mutlaka çocuğun psikolojik destek alması sağlanmalıdır.

Doğumda annenin kaybı

Bebeğin doğum sonrasında ve çocukluk döneminde ihtiyaçları vardır ve bu ihtiyaçların karşılanması gerekmektedir. Bu ihtiyacı karşılayan ve bebeğin bakımını sağlayan anne ve babasıdır. Bu süre boyunca  bebek, onunla ilgilenen ebeveynleriyle duygusal bağ kuracak ve onlara güvenip sevecektir. Bebeğin annesinin doğumda kaybedilmesi, bebeklik ve çocukluk döneminde annenin olmaması bebekte bazı sorunlara yol açabilmektedir ve bu sorunlar genellikle psikolojik ve duygusal sorunlar olacaktır. Bebeklerde anne ölümü sonrası uyku bozuklukları, tedirginlik görülmektedir ve bebekte aşırı ağlama da olabilmektedir. Bu belirtilerin bebekte görülmesi anne yoksunluğu olarak adlandırılmıştır. Bebek, koşulsuz sevginin ne olduğunu bilmeden ve öğrenmeden büyüyecek, günlük yaşantısında ilgi eksikliği yaşayacaktır. Annesiz büyüyen çocukların duygusal yönden olgunlaşmasının küçük yaşlarda başladığı görülmüştür. Bazı çocuklarda ve yetişkinlerde sevmeyi ve sevilmeyi bilmeme, ilgisizlik, bencillik gibi psikolojik ve duygusal sorunlar da görülmüştür.

Babanın ölümünün psikolojiye etkisi

Anne ölümü yanında baba ölümü de son derece önemlidir ve bu iki travma birbiriyle karşılaştırılamaz, iki travmanın da  yıkıcı etkisi büyüktür ve psikolojiyi oldukça yaralayabilmektedir. Baba, koşulsuz sevgi gösteren, sevmeyi bilen, sorumluluk duygularını aşılayan, özgüven ve saygı kavramlarını öğreten, zorluklarla mücadelede örnek alınan bir rol modeldir. Baba ölümü, bunların eksikliği anlamına gelmektedir. Baba ölümü travmasını yaşayan insanlar, genellikle tüm güvenleri yıkılmış gibi hissederler çünkü baba denildiğinde güven ve güç akla gelmektedir. Kendilerini oldukça güçsüz ve çaresiz hissetmektedirler. Babasının varlığı, hiçbir şey yapmasa dahi insana güç verir. Fakat artık bu güç kaynağı yoktur ve bu yüzden hem fiziksel hem de duygusal açıdan oldukça güçsüz hissetme durumu görülebilmektedir. 

Çocuklukta babanın kaybı

Çocukluk dönemini babasız geçiren çocuklar, anneleri ne kadar baba rolünü üstlenmeye çalışsa da baba kavramının getirmiş olduğu güç ve güven duygularının eksikliğini hissederek büyümektedirler. Ailede babanın olmaması çocukla beraber anneyi de oldukça zorlamaktadır. Hem maddi hem de manevi tüm sorumluluk annededir. Babasını kaybeden çocuklarda, büyüyünce babası gibi biri olma isteği, babasının yaptığı mesleği yapma isteği görülmektedir ve babalarını aslında olduğundan çok daha güçlü biri gibi anılarında yaşatmaktadırlar. Yetişkin dönemlerine geldiklerinde en sık görülen sıkıntılar güven problemleri, özgüven eksikliği ve yeteri kadar güçlü olmadığını hissetme durumlarıdır. Babasını kaybeden erkek çocukları için ise evin erkek rolünü üstlenmeye çalışma ve aşırı korumacı tavırlar da ortaya çıkabilmektedir. Kız çocuklarının ilk aşkı babasıdır sözünün de doğruluğuyla birlikte kız çocuklarının babalarından istediği ve gördüğü sevgi ile ilginin maksimum olan evresi olan çocukluk döneminde babalarını kaybetmek, depresyona girmelerine eğilimi artırmaktadır ve yetişkinlik dönemlerinde ilişkilerinde baba sevgisinden eksik kaldıkları için baba sevgisi, güveni ve korumacılığı görme isteği olabilmektedir.

Doğumdan önce babanın ölümü(Babasız doğan çocuklar)

Babasız doğan çocuklar için durum çocuklukta kaybedilen babaya göre biraz daha farklıdır. Çocuklukta idol ve rol model olarak alınan bir baba rolü vardır, fakat babasız doğanlar hayatında bir babanın olmasını ve baba figüranını bilmeden yaşarlar. Babasız doğup ve önünde baba figüranı olmadan büyüyen erkek çocuklar, aile sorumluluğunu bilmeden büyür, kadınlara karşı nasıl davranılması gerektiğini ve hata sonrasında sorumluluk almama durumları daha fazla görülür. Kız çocuklarında da bir kız ve kadın olarak değer görme ilk olarak babadan hissedilir. Baba sevgisi, güveni, ilgisi olmadan ve bilmeden büyüyen kız çocuklarında zararlı, toksik veya alakasız davranışları sevgi davranışı olarak görme durumu ortaya çıkabilmektedir. Bunların yanı sıra babasız doğan çocukların ve baba eksikliği ile hayatlarını devam ettiren bireylerin psikolojik açıdan da sıkıntılara yatkınlığı çekirdek aile kavramıyla büyümüş çocuklara göre daha çok artmıştır.

İlişkinin sorunlu olduğu ebeveynin ölümü

Ebeveyn ölümünün yıkıcı etkisinin yanı sıra sorunlu ilişki içerisinde olan ebeveyn ölümü kişide farklı etkiler bırakmaktadır. Birey, sorunlu ilişki içerisinde olduğu anne ya da babasıyla düzgün bir ilişki içerisinde olmanın özlemini duyar ve yaşamında bunun hayalini kurar. Bu şekilde giden ilişkinin sonunda o ebeveynin ölümü ile karşılaşınca da duyulan bu özlem yerini acıya bırakır, kurulan hayaller hayal kırıklığına dönüşür. Birey, bir beklenti içerisindeyken hem beklentisini hem de ebeveynini kaybeder. Duyduğu acının yanında güzel bir ebeveyn-çocuk ilişkisi yaşamamış ve yaşayamacak olmanın hüznünü de duyar. Ebeveynlik ilişkileri iyi olan bireylere gıpta eder ve ‘’Acaba şöyle olsaydı,’’ ile başlayan cümleleri oldukça sık kullanır. Bu durumların yanında ilişkinin sorunlu olmasının nedenini yaşadığı kayıptan sonra kendine bağlayabilir ve güzel bir ilişki kuramadığı için kendine kızıp suçluluk psikolojisi ile kendi kendine zarar verebilir. Ebeveyn ölümü ve sorunlu ilişki içerisindeki ebeveyn ölümünden sonra yas süreci mutlaka bir terapist ile beraber atlatılmalı, bireyin psikolojisinin en az düzeyde etkilenmesi sağlanmalıdır çünkü ölüm, ilişkiler için olabilecek en travmatik olaydır, en iz bırakan ve en yaralayıcı ayrılıktır. Tek başınıza değil, size destek olacak bir terapist ile kendinize de en büyük iyiliği yaparak bu süreci kolaylaştırabilirsiniz.

Yazar
Şebnem Akı Karaoğlu Profil Fotoğrafı
Şebnem Akı KaraoğluUzman Psikolog5 Ekim 2023
Yorumlar
0/1500

Henüz yorum yapılmadı

Henüz yorum yapılmadı
En uygun fiyatlarla

Online Terapi